7 Nisan 2009

Neden spor yapıyorum?

İşsiz kaldıktan sonra, eve kapanmıştım, sigara almak dışında dışarı çıktığım yoktu, yürümüyordum bile. Sonra düşündüm, şu anda yürüyebilecek gücüm var, çok şükür ayaklarım,dizlerim sağlam. Bir gün gelecek-ki gelirse tabii- yaşlanacağım, değil yürümek yerimden kalkmak bile zor gelecek. Öyleyse gücüm kuvvetim yerindeyken, vücudumdaki her bir kas görevini yerine getirebilecek durumdayken, neden kaslarımı kullanmayım? Neden sınırlarımı zorlayarak daha sağlıklı, daha zayıf, daha güzel bir vücuda sahip olmayım?

Yeni insanlarla tanışmak için de bir fırsat olur diye düşündüm. Her insan farklı bir hikayeye sahip ben de hikayeleri severim.

Böylece spor yapmaya başladım, iyi ki başlamışım diyorum şu anda. Spor yapınca, temizlendiğimi hissediyorum, yenileniyorum.

Yeni insanlarla da tanışmaya başladım. Gerçi spor salonuna gelen kişilerin çoğunun başkalarıyla konuşmaktan, göz göze gelmekten hatta selam vermekten bile kaçındığını söyleyebilirim. Spor salonunun kapısından içeri girip kimseyle ilgilenmiyorlar. İlk gittiğimde ben de biraz çekingen davrandım, ama şimdi salonda gördüğüm kişilere gülümsemeye gayret ediyor, onlarla sohbet etmeye çalışıyorum.

yogaYoga dersi de veriyorlarmış gittiğim salonda. Ona da katılmayı planlıyorum. Gerçi bir odun ne kadar esnekse ben de o kadar esneğim, yoga hareketlerini yapamam herhalde başlangıçta. Ama yine de deneyeceğim.

Tabii, işin bir de felsefi yönü var. Onu da incelemem, öğrenmem gerek. Aksi takdirde, yoga yarım kalır.

Peki ya siz? Spor yapıyor musunuz? Hiç yoga yaptınız mı?

 

 

 

 

 

3 Nisan 2009

Demi Moore, Twitter ile olası bir intiharı önledi…

demi_moore_300x400 Olaylar Sandieguy adlı twitter kullanıcısının Demi Moore’a twitter’da “@mrskutcher getting a knife, a big one that is sharp. Going to cut my arm down the whole arm so it doesn't waste time”( @mrskutcher ,bir bıçak alıyorum,keskin olan büyük bir tane. Kolumu boydan boya keseceğim böylece vakit almayacak.) mesajını geçmesiyle başladı.

Demi Moore’un cevabı : “Hope you are joking” (Umarım şaka yapıyorsundur) ve “Everyone I was very torn about responding or retweeting that woman's post but felt uncomfortable just letting it go” ( Bu bayanın mesajına karşılık vermek veya cevap yazmak konusunda ne yapacağımı şaşırdım ama mesaja boş vermek beni rahatsız etti.) Demi Moore’un, intihar edeceği iddiasında bulunan kadın hakkındaki yazısını görenler, polisi arayacaklarına dair mesajlar göndermeye başladılar.

San Jose Emniyet Şubesine bu kadınla ilgili Cuma günü saat 3:00 den itibaren bir çok yerden telefon çağrısı yapıldı.

Harekete geçen polisler,kimliği belirsiz kadının yerini tespit ederek, kadının kendine zarar vermediğini belirttiler ve kadının müşahede altına alındığını bildirdiler.

İyi haber, Twitter’da anında yayıldı ve Demi Moore " şu şekilde teşekkür etti: “Thanks everyone for reaching out to the San Jose PD i am told they are aware and no need to call anymore. I do not know this woman....”( San Jose emniyet şubesine ulaşan herkese teşekkür ederim. Bana olaydan haberdar olduklarını ve artık çağrı yapılmasına gerek olmadığını bildirdiler. Bu bayanı tanımıyorum…)

Ayrıca,ilerleyen dakikalarda Demi Moore bir başka yazı yolladı: “What is meant to be will be we all have our own path to walk. I am inspired by the enormous response of humanity here and thank you.”( Hepimizin yürümek için ayrı yolumuz olduğu anlamı çıkıyor. Burada verilen müthiş insani tepki bana ilham verdi, teşekkür ederim.)*

*Çeviriler tam anlamı vermeyebilir, kusuruma bakmayın.

Bağlantılar:

Haberin orijinali için MSNBC

Demi Moore Twitter Hesabı

31 Mart 2009

Neden yalan söyleriz?

yalan

“Yalan söylemem” diyen varsa yalan söylüyordur. Paradoksal bir cümle oldu farkındayım. Peki ama neden yalan söyleriz? Hangimiz, arkadaşımızın saç modelini veya rengini beğenmediği halde “Aaaa,harika olmuş, çok yakışmış” demedik? Hangimiz, çocukken okula gitmek istemediğimizde “Anne, hastayım, midem bulanıyor”diyerek okuldan kaçmadık?

Peki, ama neden yalan söylüyoruz? Kendimizi korumak için mi? Kendimizi korumak için neden böyle bir savunma mekanizması geliştirdik ki. Üstelik söylediğimiz yalanlar bizi zaman zaman zor duruma düşürdüğü halde.

Bir çok hayvanın, korunmak amacıyla, avcıları veya diğer hayvanları şaşırtmak için aldatmaca yaptıkları biliniyor. Ölü taklidi yaparak hayatını kurtaran fareler, yavrularını yırtıcı kuşlardan korumak için kanadı kırık taklidi yaparak dikkati üzerine çeken yağmurcun gibi kuşlar türlerinin devamını aldatarak sağlıyorlar. Ancak, sadece insanlar hem kendilerini hem de başkalarını kandırmaya çalışıyorlar.

Yalan, kendimize duyduğumuz öz saygı ile bağlantılı, ne zaman kendimizi tehdit altında hissetsek yalana sarılıyoruz. Bir süre sonra bu öyle bir alışkanlık haline geliyor ki, dostça yapılan bir telefon konuşmasında bile “Ne yapıyorsun?” sorusuna o esnada bir film seyrediyor, internette geziniyor, kitap okuyor, veya çok uçuk bir şey yapıyor olsak bile( bunların ne olduğunu sizin hayal gücünüze bırakıyorum) “Hiç” diye cevap verebiliyoruz.

Tabii, bir de diğer insanların bizi nasıl algıladıkları hususunda kafamızı bozmuş olduğumuz gerçeği var. Dış dünyaya gösterdiğimiz yüzümüzün, toplumca kabul edilebilir, toplumca belirlenmiş kriterlere göre normal, mükemmel olması işine kendimizi öylesine adamışız ki, kimi zaman gerçekle kurguyu ayırt edemiyor ve bir(veya binlerce) yalanın içinde hapsoluyoruz.

Diğer insanları etkilemek için uğraşmak yerine, onların sevecekleri kişi olarak gözükebilmek için uğraşıyoruz. Kabul görür olmak, etrafımızdakileri, anlaşmazlık ve ya fikir uyuşmazlığı nedeniyle yaralamak, gocundurmak istemiyoruz.

Bir süre sonra, yalan söylemek bir refleks haline geliyor ve farkında olmadan ağzımızdan yalanlar dökülüyor.

Bununla ilgili olarak yapılan bir deneyde* birbirini tanımayan iki kişi bir odaya konuyor. Onlar kendi aralarında sohbet ederken konuşmaları da kaydediliyor.

Sonra, ayrı ayrı bu kişilerden konuşmalarının kayıtlarını seyrederek, konuşmalar esnasında, tümüyle doğru olmayan bir şey söyleyip söylemediklerini teşhis etmeleri isteniyor.

Neyin yalan olduğunu tanımlamaktan ve “yalan” kelimesindeki ahlaki vurgudan kaçınmak için özellikle bu kelimeyi kullanmayıp onun yerine deneklere konuşmalarında “tümüyle doğru olmayan” ifadeleri tanımlamaları isteniyor.

İlkin, her iki denek de “söylediklerim tümüyle doğruydu” diyor. Ancak, konuşmaların kayıtlarını seyrettikten sonra denekler, söyledikleri bazı şeylerin gerçek dışı olduğunu gördüklerinde hakikaten şaşırıyorlar. Bu yalanlar, sevmedikleri birini seviyormuş gözükmekten bir Rock grubunun yıldızı olduklarını iddia etmeye kadar çeşitlilik sergiliyor.

Bu çalışma, deneklerden yüzde altmışının 10 dakikalık sohbet esnasında en azından bir kere yalan söylediğini ortaya koyuyor.

Kadınlar mı erkekler mi daha çok yalan söyler?

Sanılanın aksine, erkekler kadınlardan daha fazla yalan söylemiyor, ama kendilerini daha iyi göstermek için yalan söylemeye meyilliler, öte yandan kadınlar başka kişilerin kendilerini daha iyi hissetmeleri için yalan söylemeye eğilimliler.

*Robert Feldman "Deflecting threat to one's image: Dissembling personal information as a self-presentation strategy." Basic and Applied Social Psychology.

E.S.Postumus Dinlerken

cold case Hiç seyrettiniz mi bilmiyorum CNBC-e de yayınlanan "Cold Case" adlı diziyi. Philedelphia Polis Merkezinde çalşan Lily Rush ve ekibinin çözülememiş ve rafa kaldırılmış dava dosyalarını yeniden açarak çözmeye çalışmalarını konu alan bir dizi. Dizinin başlangıç müziğini ilk duyduğumda büyülendim diyebilirim. Ruhunuza hitap ediyor, ritmiyle sizi farklı bir boyuta sürüklüyor.

ES_Unearthed-Cover Bahsettiğim müzik E.S.Posthumus grubuna ait Nara şarkısı. Grubun "Unearthed" adlı ilk albümünde yayınlandı. Bu albümde yer alan tüm şarkıların adları antik şehirlere ait. Nara da Japonya'da tarihi bir şehirmiş...

Linkler:



Güneşi Kıskanan Ay

ay Ay, gündüzleri bütün haşmetiyle çıkan ve kendisini ışıklarıyla görünmez hale getiren, silen Güneşi, kıskanırmış. Güneş'in terzisine gitmiş."Bana da Güneş'e diktiğin gibi bir giysi dik. Ben de onun gibi parlayayım. Işıklarımla onu görünmez hale getireyim" demiş. Terzi, "Mümkün değil" cevabını vermiş.Ve nedenini şöyle açıklamış: “Bir bakıyorum, yusyuvarlak tam Ay'sın. Bir bakıyorum, 3 çeyreksin. Sonra öyle inceliyorsun ki neredeyse yoksun... Ben sana nasıl elbise dikeyim? Öyle çok değişiyorsun ki, öyle çabuk değişiyorsun ki sen gerçekte hangisisin bilemiyorum...”

Biz insanlar da Ay gibi değil miyiz? Şekilden şekile girmiyor muyuz? Su misali aktığımız kabın şeklini almıyor muyuz?

29 Mart 2009

Küresel Isınma: Bir Kıyamet Hikayesi

global-warming Küresel ısınma bir şehir efsanesi, veya kaçık bilim adamlarının yazdığı bir kıyamet senaryosu değil. Dünyamızın, insanlığın ve dünya üzerinde beraber yaşadığımız, hatta yaşamak için muhtaç olduğumuz tüm canlıların bugüne kadar karşılaştıkları en büyük tehlike. Bu tehlikeyi, biz insanlar, kendi ellerimizle oluşturduk ve tehlikenin büyüklüğünü algılamayarak, daha önce yaptığımız gibi dünyanın kaynaklarını sömürüp, atmosfere sera gazları yaymaya devam ettiğimiz takdirde dünyamızın sonunu, kıyameti hazırlıyoruz.

Küresel Isınma Nedir?

Küresel ısınma, insan tarafından atmosfere verilen gazların sera etkisi yaratması sonucunda, dünya atmosferi ve okyanusların ortalama sıcaklıklarında belirlenen artışa verilen ortalamaisimdir.

50 yıldır saptanabilir duruma gelmiş ve önem kazanmıştır. Dünya'nın atmosfere yakın yüzeyinin ortalama sıcaklığı 20. yüzyılda 0.6 (± 0.2) °C artmıştır. İklim değişimi üzerindeki yaygın bilimsel görüş, "son 50 yılda sıcaklık artışının insan hayatı üzerinde fark edilebilir etkiler oluşturduğu" yönündedir.

Küresel ısınmaya, atmosferde artan sera gazlarının neden olduğu düşünülmektedir. Karbondioksit, su buharı, metan gibi bazı gazların, güneşten gelen radyasyonun bir yandan dış uzaya yansımasını önleyerek ve diğer yandan da bu radyasyondaki ısıyı soğutarak yerkürenin fazlaca ısınmasına yol açtığı ileri sürülmektedir.

Şubat 2007 tarihli BM Raporu

kurak

Konu ile ilgili Birleşmiş Milletler raporu, Fransa'nın başkenti Paris'te açıklanmıştır.

Raporda küresel sıcaklık artışının olası etkileri aşağıdaki biçimde özetlenmektedir.

  • +2 derece: Su sıkıntısı başlayacak

Kuzey Amerika'da kum fırtınaları tarımı yok edecek. Deniz seviyeleri yükselecek. Peru'da 10 milyon kişi su sıkıntısı çekecek. Mercan kayalıkları yok olacak. Gezegendeki canlı türlerinin yüzde 30'u yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak.

  • + 5 derece: Denizler 5 m. yükselecek

Deniz seviyesi ortalaması 70 metre olacak. Dünyanın yiyecek stokları tükenecek.

  • + 6 derece: Göçler başlayacak

Yüz milyonlarca insan uygun iklim koşullarında yaşamak umuduyla göç yollarına düşecek.

Olası Çözümler ve Alınabilecek Önlemler

greenenergy

Sera gazı salınımını kontrol edecek günlük hayattaki bazı önlemler şöyle :

  • Standart ampulü, tasarruf ampulü ile değiştirmek, yılda 75 kilogram (kg) karbondioksit tasarrufu sağlıyor.
  • Daha az araba kullanmak. Daha sık yürüyüp, bisiklet kullanmak ve toplu taşıma araçlarından daha çok faydalanmak. Araba kullanılmayan her 2 kilometre için 0,75 kg. karbondioksit tasarruf edilecektir.
  • Otomobillerin hava ve yakıt filtrelerinin her zaman temiz olmasına dikkat etmek. Çok tozlu ortamlara yaptığınız yolculuklardan sonra mutlaka filtreler temizlenmeli. Kirli filtreler fazla yakıt harcanmasına yol açmaktadır.
  • Geri dönüşüme katkıda bulunmak. Evlerden çıkan çöplerin sadece yarısını geri dönüştürerek yılda 1200 kg. karbondioksit tasarrufu sağlanabilir. (ne yazık ki bulunduğum şehirde belediyemizin böyle bir uygulaması yok)
  • Lastikleri kontrol etmek. Düzgün şişirilmemiş lastiklerle litre başına alınan yol yüzde 3 oranında artar. Buradan sağlanacak her 4 litre benzin tasarrufu 10 kg. karbondioksiti atmosferden uzak tutar.
  • Daha az sıcak su kullanmak. Suyu ısıtmak için çok fazla enerji kullanmak gerekiyor. Daha az su tüketen bir duş başlığı ile 175 kg, giysileri soğuk su ya da ılık suda yıkayarak da 250 kg. karbondioksit tasarrufu yapılabilir .
  • Ambalajları fazla olan ürünlerden kaçınmak. Çöpü yüzde 10 oranında azaltarak 600 kg. karbondioksit tasarrufu yaptırır. (Konsantre ürün kullanımı, ambalaj tüketimini azaltabilir)
  • Su ısıtıcısını ayarlamak. Isıtıcıları kışın 2 derece yukarı, yazın 2 derece aşağı ayarlamak. Bu basit ayarlamayla yılda 1000 kg karbondioksit tasarrufu yapılabilir.
  • Elektrikli çaydanlıklar su ısıtmak için çok enerji harcadıklarından, sadece kullanacağınız miktarda suyu ısıtmak.
  • Elektronik cihazları tamamen kapatmak. Evde ortalama 8 saat stand by konumunda bırakılan TV, DVD, müzik seti gibi elektronik cihazlar, yılda 450 kg karbon gazının atmosfere yayılması anlamına gelir.
  • Her yıl en azından bir ağaç dikmek. Bir ağaç ömrü boyunca 1 ton karbondioksit emmektedir. Özellikle ısınmada güneş enerjisi ile çalışan sistemlerin kullanılmak. Bu çok büyük tasarruflar sağlayacaktır.
  • Ormanlarda piknik yapmak yerine daha çok az ağaçlık küçük park ve bahçelerde piknik yapmak, orman yangınlarını engelleyecektir Orman içlerinde yakıcı ve yanıcı maddelerle piknik yapılması engellemek. Orman içlerinde daha çok, önceden hazırlanmış yiyeceklerin tüketilmesine izin vermek.
  • Orman içlerinde yapılan pikniklerde kullanılan ve mercek görevi yaparak ormanların yanmasına neden olan cam kırıklarının toplatılması için gönüllü toplayıcı ekiplerinin oluşturmak. Bu sistem yerel yönetimler tarafından oluşturulabilir.

Linkler:  

Kaynak: Vikipedi

28 Mart 2009

Kuş Gözlemciliği

birdwatching2tu9

Kuş Gözlemciliği kuş avcılığının evrimleşmiş şeklidir, hayvanları öldürerek  avcılık içgüdülerimizi tatmin etmek yerine onları gözlemleyerek, tanıyarak, onların yaşam alanlarını koruyarak , doğaya saygı duymayı, doğaya hayran olmayı öğreten bir etkinliktir.

Kuş gözlemciliği, yabani kuşları doğal yaşam ortamlarında(habitat)gözlemlemeyi ve tanımlamayı temel alan, kimilerinin sadece hobi olarak ilgilendiği, kimilerinin ise (ornitologlar) bilimsel amaçlar için kullandığı bir uğraştır.

Dünyada milyonlarca kişinin ilgilendiği (ABD’de yaklaşık 70 milyon), ülkemizde ise son 15 yılda yaygınlaşan bu uğraşla ilgilenen, yaklaşık 500 amatör veya profesyonel kuş gözlemcisi vardır.

Nasıl Yapılır? - Neler Gerekir?

Kuş Gözlemcisi olmak için bir çift göz ve bir çift kulağa ihtiyacınız var. Dürbünle, kuşlara fazla yaklaşmadan, onları bulundukları ortamda rahatsız etmeden gözleyebilirsiniz. Edineceğiniz bir kuş rehber kitabı ile kuşları tanımlayabilirsiniz.

Nerelerde Yapılır?

Her yerde.Şehirde,bahçede,parkta,deniz kenarında,ormanda,sulak alanlarda, kısacası Kuşların yaşadığı her yerde…

Yer kürede, 11 km kadar yüksekte! ve de 550 m. derinde!

Özel olarak: Önemli Kuş Alanlarında (ÖKA), Önemli Doğa Alanlarında (ÖDA), Milli Parklarda…

Peki, Neden Kuşlar? Amaç ne?

  • Kuşlar, renklilerdir, cıvıl cıvıl hayvanlardır, çeşit çeşitlerdir,  her yerdedirler. Hepsinin ayrı bir hikayesi vardır.
  • Kuş gözlemciliği, doğayla bütünleşmemizi, sürdürdüğümüz şehir hayatı ile zamanla koptuğumuz, unuttuğumuz doğanın hakimi değil sadece bir parçası olduğumuz gerçeğini bize hatırlatır.
  • Kuşlar, doğada ters giden bir şeyi kolayca anlamamıza ve yerinde müdahale etmemize yardımcı olan en etkili canlılardır.

Kuş Gözlemciliği Bizlere Ne Kazandırır?

  • Doğada, kuş cıvıltıları, sinek vızıltıları arasında huzurlu, sakin, tüm sıkıntılardan uzak vakit geçirme imkanı sağlar.
  • Bir çok doğal alanı görme imkanı elde edersiniz.
  • Sebat etmeyi,sabırlı olmayı, zorluklar karşısında yılmamayı öğrenirsiniz. Çeşitli zorlukları aşarak gittiğiniz bir arazide bir kuş türünü ilk gördüğünüzde duyduğunuz sevinç tarif edilemez, müthiş bir tatmin duygusu yaşarsınız. Çevrenizde olup bitenlere karşı daha duyarlı olursunuz.
  • Doğanın hakimi değil, diğer tüm canlılar gibi onun bir parçası olduğunuzu size hatırlatır. Günlük küçük hesapların peşinde koşmak dışında hayatta önemli şeylerin olduğunu gösterir, dünyanın ne kadar güzel, eşsiz bir yapı olduğunu düşündürür.
  • Konsantrasyon yeteneğinizi geliştirir.
  • Sosyalleşirsiniz.
  • Doğaya karşı sorumluluklarınız olduğunu öğrenir, bencilce tüm kaynakları tüketerek yaşamanın aslında yaşamak değil bir intihar teşebbüsü olduğunu idrak edersiniz.

Çeşitli Linkler

(kaynak :http://www.okgt.metu.edu.tr/faydaliyazilar.html)